wWw.pAyLaŞıM11.cOm

PAYLAŞ_PAYLAŞA_BİLİRSEN...
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 babil

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 24
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: babil   Çarş. Haz. 04, 2008 8:45 am

BABİL DİNİ
Gökyüzü tanrısı Anu, hava tanrısı Enlil ve yeryüzü tanrısı Ha gibi en
büyük üç Sümer tanrısı, Babil ilahları arasında da yer almışlardır.
Daha sonra Marduk, hem Ea'nın oğlu olduğundan doğuştan gelen haklara,
hem de onun olağanüstü yeteneklerine sahip olarak doğdu. Marduk,
tanrılar meclisine girer girmez, tanrılar ona yeryüzünde Enlil'in
rolünü verdiler, böylece Enlil güç ve eylemden yoksun, sadece addan
ibaret kalan bir tanrı haline geldi. Marduk en üstün tanrı mertebesine
ulaştı. Marduk'a evreni yaratma, faaliyet halinde tutma şerefi ve esas
amaçlan tanrılara hizmet etmek olan insanları yaratma onuru verildi.
Bütün tanrılar ve ölümlüler, Marduk'un emirlerine itaat i'ttiler.
Marduk dinsel bir devrim sonucu iktidara ulaştı ve onun /aferi evrende
yeni bir düzen, yeni bir bakış açısı ortaya çıkardı. Sümer tanrıları,
genellikle temsil ettikleri gökler, kara ve su gibi kişiliklerle evreni
oluşturan özün bir parçasıydılar. Marduk, onlara yeni roller
verdiğinde, evreni, Babillilerin tanıdığı gibi yarattı. Zaten var olan
elementleri (tanrıları), kaosun içinden bir düzen ortaya çıkacak
şekilde düzenledi.
Marduk'un, yeni düzeni eskisinin yıkıntıları üzerine kurması da dikkat
çekicidir. Marduk, yeni, erkek egemenliğine da-yanan,ataerkil bir
dinin, kadınların egemen olduğu anaerkil bir ilin üzerindeki zaferiydi.
Büyük Tanrıça ya da Ana Tanrıça olan ve bütün temel tanrılara yaşam
veren Tiamat, şimdi tanrıların düşmanı haline gelmişti. Eskiden iyi
olan ve çocuklarının yaşamını koruyan Tiamat, şimdi kötüleşmiş, bu
çocukları yok etmeye' yılışıyordu. Eskiden en iyi tanrılara hayat
vermişken, şimdi canavar ve şeytanlara hayat veriyordu. Geçmişte kocası
ve çocuklarından daha güçlüyken, şimdi güçlü sihirlerine karşı
bağışıklığı olan yeni bir tanrı tarafından yenik düşürülmüştü.
Marduk'un gücüyle, kaosun içinden düzen, ölü maddeden yaşam ortaya
çıktı ve her yıl doğa yenilendi. Yine de Marduk'un iktidarı altında
bile evren ve içindeki tanrılar önceden kestirilemez ve onlara
güvenilmezdi. Hatta en güçlü kral bile basan için tanrıların yardımına
ve iyi niyetine muhtaçtı. Bir kral için bile ölümden sonraki yaşam,
yeryüzündeki icraatları için ödül değil, sadee karanlık, toz, yoksunluk
ve ebedi sıkıntılar vaade-diyordu. Eğer insanlar arasında en
nüfuzlusunun böyle bir kaderi varsa, sıradan insanların kaderi daha iyi
olamazdı. Dolayısıyla Babillilerin zamanında insanlar, güvenliğin ve
umudun eksik olduğu bir dünyada, yaşamlarında yapabileceklerinin en
iyisini yapmak zorundaydılar.

Babil Tanrıları
Tiamat (Babil): Ulu Tanrıça veya Ana Tanrıça, Toprak Ana, tüm yaşamı
besleyen, Apsu'nun karısı, Anşar ve Kişar'ın annesi, tuzlu suların
efendisi.

Apsu (Babil): Tiamat'ın kocası, Anşar ve Kişar'ın babası, tüm tanrıların ve tatlı suların efendisi.

Mummu (Babil): Tiamat ve Apsu'nun oğlu, sislerin tanrısı.

Anşar (Babil): Tiamat ve Apsu'nun oğlu, Kişar'ın ağabeyi ve kocası.

Kişar (Babil): Tiamat ve Apsu'nun kızı, Anşar'ın kızkaresi ve karısı.

Anu [An] (Babil): Anşar ve Kişar'ın oğlu.

Nintu [Ki] (Babil): Erkek egemenliğindeki yaratılış söylenin-ıle yer almamıştır. Burada
Anu'nun karısı ve Enlil'in akrabaları yoktur.

Enlil (Babil): Yeryüzü ve gökyüzü arasındaki havanın tanrısı.

İster (Babil): Nintu gibi, erkek egemenliğindeki yaratılış söyleninde yer almamıştır.

Ea (Babil): Anu'nun oğlu, Damnika'nın kocası, Marduk'un babası ve Apsu'dan sonra tüm tanrıların ve tatlı suların efendisi.

Damnika (Babil): Ea'nın karısı ve Marduk'un annesi.

Marduk (Babil): Ea ve Damnika'nın oğlu, en akıllı ve yetenekli tanrı, tüm tanrıların efendisi oldu.

Kingu (Babil): Marduk'a karşı Tiamat'ın güçlerini yönetir.

Sin (Babil ve Sümer): Ay tanrısı, Şamaş'ın babası.

Şamaş (Babil ve Sümer): Sin'in oğlu, Güneş tanrısı. Zayıfları, haksızlık yapılanları ve gezginleri korur.

BABİL MİTOLOJİSİ

Başlangıçta sadece su ve onun üzerinde salınıp duran sis mevcuttu. Baba
Apsu ortaya çıktı ve tatlı suların efendisi oldu, Ana Tiamat ortaya
çıktı ve tuzlu suları yönetti ve her iki su birlikte aktılar. Onların
oğlu Mummu, suları kaplayan sislerin içindeydi. Ne en yukardaki gökler
ne de yeryüzü henüz ortaya çıkmamıştı. Suların üstünde henüz ne
bataklık ne de otlak araziler vardı. Ve henüz kamışlardan örülmüş
barınaklar yapılmamıştı.


Daha sonra, Apsu'nun tatlı, Tiamat'ın tuzlu sularının içinde Anşar ve
Kişar şekillenmiş ve sulardan dışarı çıkmışlardı. Zamanı gelince, Anşar
ve Kişar, göklerin tanrısı olan Anu'nun anababası oldular. Buna
karşılık Anu, Ea'nın babası oldu. Onlardan daha akıllı, daha anlayışlı
ve güçlü olduğu ve sihir kullanmada çok yetenekli olduğundan, Ea, hem
babasını hem de büyükbabasını geçti. Yeryüzü tanrısı oldu ve büyük
tanrılar arasında rakibi yoktu.


Genç tanrılar biraraya geldiler ve çok güzel zamanlar geçirdiler. O
kadar başına buyruk idiler ki, bu, Tiamat'ı rahatsız etti ve
taşkınlıkları onu gücendirdi. Zaman geçtikçe Ana Tanrıça onların
davranışlarından nefret etmeye başladı, fakat onlara nasıl davranması
gerektiğini de bilemedi. Apsu'dan onlarla konuşmasını istedi, fakat
bunu denediğinde onu dikkate almadılar.


Apsu, Tiamat ve Mumnu sorunu tartışmak için biraraya geldiler. Apsu
şöyle konuştu: "Tanrıların davranışlarına tahammül edemiyorum! Gece ve
gündüz hiç durmadan yaygara yapıyorlar ve hiç uyuyamıyorum. Umutsuzca
huzura ve sessizliğe ihtiyacım var. Eğer benim ricalarımı
dinlemezlerse, gürültülerini, yapabileceğim tek şekilde, yani onları
yok ederek durdurmak zorunda kalacağım."


Kocasının sözleri Tiamat'ı sinirlendirmişti, şöyle cevap verdi: "Apsu,
neler hissettiğini çok iyi anlıyorum. Biliyorsun ben de aynı sorundan
yakınmıştım. Ama yine de senin çözümün çok zalimce! Kendi yarattığımız
çocukları mı yok edeceğiz? Davranışları kaba ve oyunları çok can
sıkıcı, fakat yine de anlayışlı olmayı denemeliyiz."


Bununla beraber Mumnu, Apsu'yu destekledi ve "Tiamat'ın bu konudaki
fikirlerini dikkate almamanızı öneriyorum" di ye tavsiyede bulundu.
"Planınızı uygulayın ve otoritenize karşı geldikleri için tanrıları yok
edin. Gece ve gündüz, emirlerini/e karşı itaatsizlik ediyorlar ve
davranışları sizde huzur bırakmıyor." Mummu'nun düşüncesini duyduğu
zaman, kafasındaki şeytani planı beğendiği için, Apsu'nun yüzü şevkle
doldu.
Apsu ve Mumnu'nün kendilerine karşı olan komplosunu tanrılar çabucak
öğrendiler. Haberi ilk duyduklarında ağladılar, daha sonra kaderlerine
karşı gelmenin bir yolunu bulamamanın çaresizliği ile sustular.

Ancak en akıllıları, en zekileri ve tanrıların en hünerlisi olan Ea,
Apsu ve Mummu'nun planlarını bozmanın bir yolunu buldu. Önce tanrıları
koruyacak büyülü bir daire oluşturdu ve onları güvenli bir şekilde
içine yerleştirdi. Sonra Apsu'nun derin sularına doğru, onu derin bir
uykuya daldıracak, Mum-mu'yu da güçsüz bırakacak bir büyü okudu.
Daha sonra Ea, Apsu'yu zincirlerle bağladı, başındaki tacı ve ışık
halkasını aldı ve kendi başına yerleştirdi. Krallık simgelerini
aldıktan sonra Apsu'yu öldürdü. Sonra da Mummu'nun burnunun içinden
geçirilmiş bir iple, onu, her istediği yere çekip götürecek şekilde
bağladı.


Düşmanlarının üstesinden gelince Ea, Apsu'nun ve onun emrindeki tatlı
suların üzerine yerleşti. Orada, suların derinliklerinde karısı Damnika
ile huzur içinde yaşadı. Görkemli evi, kaderlerin evi haline gelirken,
kutsal odası da talihin odası olmuştu.

Nihayet Ea ve Damnika, bütün tanrıların en yeteneklisi ve akıllısı olan
Marduk'un anababası oldular. Tam bir yetişkin olarak doğmuş olsa da,
tanrıçalar doğduğu günden itibaren Mar-duk'u beslediler ve onu korku
veren bir görüntüye büründür-düler. En baştan beri Marduk, doğal bir
önder görüntüsündeydi ve Ea oğlunu görür görmez baba yüreği
memnuniyetle doldu. Ea, Marduk'u, görünüş ve güç bakımından diğer bütün
tanrılardan üstün olacak şekilde çifte tanrı yaptı. Marduk'un yüzünden
ışıklar saçan dört adet göz, herşeyi görmesini sağlıyor ve dört adet
geniş kulak herşeyi duymasına yardımcı oluyordu. Marduk dudaklarını ne
zaman oynatsa ağzından ateşler saçılıyordu.
Ea, "Oğlumuz göklerin güneşidir" diye bağırıyordu. Gerçekten de
Marduk'un başındaki on tane tanrı halesi öylesine parıldıyordu ki,
ışınların parlaklığı korkunç bir görüntü arzediyordu. Kendisine
bakanlara dehşet kadar huşu da veriyordu.


Bu arada Anu kuzey, güney, doğu ve batı rüzgârlarını yaarattı ve bu
şiddetli rüzgârlar, Tiamat'ın sularım şiddetle karıştırdı. Bazı
tanrılar bu fırtınalardan acı çekip huzur bulamayınca, kalplerinde
kötülük duyguları oluştu.


Kingu'nun önderliğinde, annelerine şöyle dediler: "Ea ve ona yardım
eden tanrılar babamız Apsu'yu öldürdüğünde, sen \ onlara bunu yapmaları
için izin verdin. Şimdi de Anu seni ra hatsız eden ve bizi hiç
uyutmayan bu korkunç rüzgârları yarattı ve sen yine ona izin verdin.
Uykusuzluktan gözlerimiz yorgun l düştü. Hiçbir şey yapmadığına göre,
görünen o ki bizleri sevmi- j yorsun! Biraz o tanrıların yok ettiği
kocanı ve Mummu'yu düşün! Tamamen yapayalnız kaldın. Neden kendine
gelmiyor ve ;, onlara saldırarak Apsu ve Mumnu'nun intikamını
almıyorsun? J Biz seni destekleyeceğiz."


Tiamat bu cesaret verici sözleri duymaktan çok memnun olmuştu. "Siz
bana iyi bir tavsiyede bulundunuz" diye cevap verdi. "Bize yardım
etmeleri için canavarlar yaratacağım ve o tanrılara karşı savaşacağız."


İsyankâr tanrılar şimdi kızgınlıklarını ifade etmek için kendilerini
özgür hissetmişlerdi. Ayaklanmalarını planlamak için gece gündüz
biraraya gelerek görüştüler.


Bu arada Tiamat yenilmez silahlar olarak canavar yılanları yarattı.
Gövdelerini kan yerine zehirle doldurdu ve onlara keskin dişlerle uzun
zehir dişleri verdi. Çok korkunç ejderhalar yarattı ve bakanların
dehşetten ölmeleri için, tıpkı tanrılar gibi onların da başına ışık
haleleri taktı. Yılanlar bir kere ayağa kalktı mı kimse onlara karşı
ayakta duramazdı. Toplam 11 canavar yarattı: Engerek yılanı, ejderha,
sfenks, büyük aslan, çılgın köpek, akrep-adam, üç tane kuvvetli fırtına
canavarı, kır böceği ve kentaur.


Sonra Tiamat Kingu'yu, isyankâr tanrıların ve canavarların başına
kumandan olarak seçti. Ona "Sana büyü yaptım Kingu" dedi. "Sana
topluluktaki bütün tanrılara öğüt verme gücü verdim. Sen şimdi
üstünlerin efendisi ve benim tek arkadaşımsın. Emirlerin ebedi ve
sözlerin daim olacaktır." Bu sözlerle Tiamat Kingu'nun göğsüne Kader
Tabletini astı.

Böylelikle Tiamat, Apsu'nun intikamını almak için, kendi çocuklarına
karşı savaşmak üzere hazırlandı. Hiçbir şeyden korkmayan canavarlar
onun çevresinde toplandılar ve yanında yürüdüler. Öfkeliydiler ve
savaşa hazırdılar. Tiamat "Zehiriniz düşmanlarınızın üstesinden gelsin"
diye bağırdı.


Ea, Tiamat ve Kingu'nun tanrılara karşı isyan hazırlıklarını duyar
duymaz büyükbabası Anşar'a gitti ve onu savaş hazırlıkları konusunda
uyardı. Anşar oldukça endişelendi: "Ea, Apsu'yu öldürdün, şimdi de
Tiamat'ın kuvvetlerinin önünde yürüyen Kingu'yu öldürmelisin."

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.yetkin-forum.com
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 24
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Geri: babil   Çarş. Haz. 04, 2008 8:46 am

Ea, büyükbabasını hoşnut edebilmek için elinden geleni yaptı. Ancak
Tiamat'ı ve kuvvetlerini görür görmez, kalbi dehşetle doldu ve onları
karşılayacak cesareti kendinde bulamadı. Korkaklığından utanarak geri
çekildi ve Anşar'a geri döndü. "Tiamat, Kingu ve Tiamat'ın canavar
yılanları asla büyülerime karşılık vermeyecekler" diye bağırdı, "onlar
benden çok daha güçlüler."


Bunun üzerine Anşar Anu'ya döndü ve "Sen hem cesur, hem de güçlüsün.
Tiamat'a karşı çık. Eminim ki Kingu'nun saldırısına karşı koyabilirsin"
dedi.


Anu, babasının emrine itaat etti ve Tiamat'a karşı yola çıktı. Bununla
beraber onun dehşetli güçlerini görünce, ona karşı koyacak cesareti
gösteremedi. Ea gibi, Anşar'a utanç içinde geri döndü. "İsteklerinizi
yerine getirecek kadar güçlü değilim" diye itirafta bulundu.


Anşar, Anu ve Ea sessizlik içinde oturdular. "Hiçbir tanrı Tiamat ve
kuvvetlerine karşı savaşamaz ve hayatta kalamaz" diye düşündüler.
En sonunda Anşar neşe ile bağırdı, "Kahraman Marduk intikamımızı
alacaktır. O çok güçlü ve savaşta çok büyüktür. Ea, oğlunu getir."


Marduk onların huzuruna çıktığında, "Endişelenmeyin, ben gider
kalbinizin isteklerini yerine getirebilirim. Herşeyden (ince, size
karşı gelen bir erkek değil. Tiamat, tüm silahlarına rağmen, bir kadın!
Öyleyse tanrıların babası, neşelen ve mutlu ol. Yakında Tiamat'ın
boynunu ayaklar altına alabileceksin."


Anşar şöyle cevap verdi: "Oğlum! Sen tanrıların en akıllısısın.
Tiamat'ı kutsal sözcüklerinle sakinleştir. Fırtına arabanı al ve hemen
git. Kingu ve Tiamat'm canavar yılanları seni durduramayacaklardır. Yok
et onları!"


Marduk, Anşar'ın sözlerini duymaktan çok mutlu oldu. "Anşar, eğer
intikamınızı alacak, Tiamat'ı yenecek ve tanrıların hayatını
kurtaracaksam, bütün tanrıları meclise çağır ve üstün kaderimi ilan et!
Kaderleri benim sözlerim tayin etsin. Yarattığım herşeyin daim olmasını
sağla. Emirlerim ebedi kalsın ve sözlerim daima yaşasın!"


Anşar, danışmanını yanına çağırdı ve şöyle dedi: "Bütün tanrılara
Tiamat'm bize karşı olan isyanından bahset ve onlara, Ea ve Anu'nun
başarısızlığa uğradığı yerde Marduk'un nasıl başarılı olacağını anlat.
Onlara burada toplanmalarını söyle. İyi şarap ve ekmekle kendimize bir
ziyafet çektikten sonra, intikamcımız Marduk'un kaderine karar
vereceğiz."


Böylece tanrılar mecliste görüştüler ve Marduk'u yücelttiler. Önce ona,
üzerinde oturarak başkanlık yapacağı, soylu bir taht inşa ettiler.
Sonra "Sen Marduk, sen yüce tanrıların en önemlisisin. Senin
yönetiminin rakibi yoktur ve gökyüzü tanrısı Anu'nun otoritesine
sahipsin. Bugünden itibaren mecliste toplandığımızda, senin sözlerin en
üstün olacaktır. Senin kararların ebedi olacaktır. Tanrılar arasında
hiçbiri senin hükmüne ' karşı gelmeyecek. Sana tüm evrenin krallığını
bağışlıyoruz. Yücelme veya alçalma, yaratma veya yoketme senin elinde
olacak" dediler.


Sonra tanrılar Marduk'un önüne bir giysi getirdiler ve "gücünü
kanıtlamak için bu giysiyi gözden kaybet ve tekrar ortaya çıkar. Şimdi
gücünün büyüklüğünü ortaya koy" dediler.

O zaman Marduk giysiye emretti: "Kaybol!" ve giysi kayboldu. Tekrar
emretti: "Ortaya çık!" ve giysi tek parça halinde ortaya çıktı.
Tanrılar, onun sözlerinin gücünü gördüklerinde coşkuya bağırdılar:
"Marduk kraldır" Ona tahtını, asasını ve tören kıyafetlerini verdiler.
Sonunda da düşmanlarına karşı kullanması için benzeri olmayan silahlar
verdiler.

"Silahların başarısız olmayacaktır; düşmanlarını gerçekten de yok
edeceksin" dediler. "Sana güvenenlerin yaşamlarını bağışla, ama kötü
olan tanrıların yaşamalarına izin verme. Şimdi git ve Tiamat'm hayatına
son ver. Rüzgârlar onun kanını gizli yerlere taşısın. Başarılı ve
amacına ulaşmış olarak geri dön!"


Marduk kendine bir yay yaptı, ona bir ok taktı ve omuzuna astı. Sağ
elinde asasını tutuyordu Sol elinde ise zehiri yok eden bir bitki
vardı. Yanında Tiamat'ı yakaladığında içine sokmak için ağ taşıyordu.
Önünde yıldırımlar vardı. Gövdesini yakıcı ateşlerle doldurdu. Sonra,
Tiamat'm kaçamaması için, çevresine dört farklı yöndeki rüzgârları
yerleştirdi.


Daha sonra Marduk, kötü rüzgârı, hortumu, kasırgayı, dört katlı
rüzgârı, yedi katlı rüzgârı, siklonu ve benzeri olmayan rüzgârı getirdi
ve yedisini birden tuzlu suların tanrısı olan Tiamat'm içini
karıştırmak için gönderdi. Yenilmez fırtına arabasını dört canavardan
-Tahrip Edici, Acımasız, Ezici ve Uçucu- oluşan yabanıl hayvanlar
çekiyordu ve görenlerin yüreği dehşetle doluyordu. Marduk arabasına
çıktı ve savaşta korku salan Vurucu sağında, en ateşli savaşçıları
defedebilecek Doğuş ise sol tarafında yer aldılar. Her iki canavarın da
ucundan zehir damlayan keskin dişleri ve dilleri vardı.


Sonunda Marduk dehşetli bir zırha büründü ve kafasına korkunç ışık
halelerini yerleştirdi. Dudaklarına, şeytani kuvvetlere karşı büyülü
bir koruma sağlayan kırmızı bir macun sürdü. En sonunda da en güçlü
silahı olan tahrip edici yağmur fırtınasını çağırdı. Artık kudurmuş
Tiamat'ı karşılamak için her şey hazırdı.


Marduk'un görüntüsü Kingu'nun kalbine dehşet saldı ve aklını
karıştırdı. Kingu'nun güçleri Marduk'un parlaklığına karşı gelemedi ve
dehşete düştüler.


Sonra Marduk, güçlü silahı tahrip ediği yağmur fırtınasını,
kızgınlıktan kuduran Tiamat'a karşı kaldırdı ve "Neden böylesine kötü
bir savaş başlattın? Kendi çocuklarına saldırıyorsun! Onları sevmiyor
musun? Oğullar babalarına karşı savaşıyorlar ve onlardan nefret etmek
için bir sebebin yok! Kingu'ya gerçek ten haketmediği bir rütbe
bağışladın. Silahlarla donanmış ve güçlerinle sarılı olsan da, seni
benimle teke tek savaşmaya çağırıyorum."


Bu sözler üzerine Tiamat bilincini kaybetti. Bacakları titredi ve bütün
sihirlerini kullanarak yüksek sesle bağırdı. Sonra Tia-mat ve Marduk
teke tek savaştılar. Marduk, Tiamat'ı etkisiz hale getirmek için ağını
fırlattı. Tiamat, Marduk'u yakıp yok etmek için ağzını açtığında Marduk
onun ağzını açık tutması için kötü rüzgârı yolladı. Diğer rüzgârlar
Tiamat'ın gövdesine girdi ve onu iyice genişletip açtı. Daha sonra
Marduk yayıyla onu vurdu. Ok midesine girdi, gövdesini yırtıp kalbini
parçalayarak onu öldürdü.


Marduk, Tiamat'ın cesedini yere fırlattı ve üzerine çıktı. Tiamat
ölünce, onun yanında yer alan tanrılar, kendi canlarını kurtarmak için
dehşet içinde kaçtılar. Ancak Marduk'un güçleri onları çembere aldı ve
kaçmalarına izin vermedi. Marduk, isyancı tanrıları tutsak etti,
silahlarını parçaladı ve onları ağının içine aldı. Sonra onları
hücrelere kapattı.


Marduk, Tiamat'ın yanında on bir canavarı zincirlerle bağladı ve
vücutlarını ezdi. Kingu'yu esir aldı, gerçekte haketmedi-ği Kader
Tabletini ondan aldı, mühürledi ve kendi göğsüne bağladı.


Marduk tüm düşmanlarına boyun eğdirdikten sonra, Tia-mat'a döndü,
bacaklarına bastı ve asasıyla kafatasını ezdi. Kan damarlarını
parçaladıktan sonra, kuzey rüzgârı kanını gizli yerlere götürdü. Sonra
Marduk, Tiamat'ın cesedini kabuklu bir hayvan gibi iki parçaya ayırdı.
Tiamat'ın yarısıyla gökyüzünü kurdu, diğer parçasıyla da yeryüzünü
oluşturdu. Tiamat'ın tü-kürüğüyle bulutları yarattı ve onları suyla
doldurdu, ancak rüzgârların, yağmurların ve soğuğun sorumluluğunu
kendisi aldı. Tiamat'ın başını yeryüzündeki dağlan oluşturacak şekilde
yerleştirdi ve Dicle ile Fırat nehirlerinin Tiamat'ın gözlerinden
akmasını sağladı.


Sonra Marduk, gökleri yönetmesi için Anu'ya, yeryüzünü yönetmesi için
Ea'ya ve gök ile yeryüzü arasındaki havayı yönetmesi için Enlil'e emir
verdi. Yılı, aylara ve günlere böldü. Ayın, yani Sin'in, geceleri ayın
değişik günlerini işaret edecek şekilde parlamasını sağladı. Geceleri
Sin'e verdiği gibi, güneşi yaratarak gündüzleri de Şamaş'a verdi.


Evrende düzeni sağladıktan sonra Marduk, yarattığı emanetleri Ea'ya
verdi. Kader Tableti'ni Anu'ya verdi ve Tiamat'a yardım eden tanrıları
babalarına iade etti. En sonunda Tiamat'ın 11 canavarını, tanrılara
karşı ayaklanmanın boşuna olduğunu hatırlatacak heykeller haline
getirdi.


Anu, Enlil ve Ea'ya döndüğünde,Marduk şöyle dedi, "Çok lüks bir ev ve
siz, göklerden inip meclise katılacağınızda geceyi geçirebileceğiniz
bir tapınak inşa edebilecek şekilde toprağı sağ-lamlaştırdım.
Tapınağıma "Büyük Tanrıların Evi" anlamına gelen Babil adını vereceğim.
Tapmağı yetenekli işçiler inşa edecek."


Tanrılar Marduk'a sordular, "İnşa edeceğin tapınakta kim yetki sahibi
olacak? Yarattığın yeryüzünde kim senin iktidarına, sahip olacak?
Babil'i sonsuza dek evimiz olacak şekilde oluştur! Birilerinin bizim
günlük ihtiyaçlarımızı getirmesini sağla ve biz de daha önce yaptığınız
işleri yapmaya devam edelim. Her işte yetenekli olan Ea'nın Babil
klanlarım hazırlamasını sağla ve biz de işçi olalım."


Marduk'un kalbi, bu cevabı duyunca neşeyle oldu. Ea'ya "Kan
toplayacağım ve kemikler yaratacağım ve onlardan bir vahşi yaratıp, ona
'insan' adını vereceğim" dedi. "Onun görevi tanrıların rahat içinde
yaşamaları için onlara hizmet etmek olacak."

Bilge Ea cevap verdi: "Tanrıları meclise çağır. Tiamat'a isyan etme
fikrini veren tanrıyı bize vermelerini söyle. Bu tanrının ölmesini
sağla ve onun kanından insanlar ortaya çıksın."


Marduk, tanrıları topladığında şöyle dedi: "Aranızdan kimin isyanı
tasarladığını ve Tiamat'ı ayaklanmaya yönelttiğini yemin ederek
açıklayın. Sorumluluğu, utancı ve cezayı üstlenmesi için onu bana
teslim edin. O zaman geri kalanlarınız bundan sonra huzur içinde
yaşayacak."


İsyankâr tanrılar kendilerini ayaklanmaya teşvik edenin Kingu olduğunu
açıkladılar. Sonra onu bağlayarak Marduk ve Ea'nın huzuruna çıkardılar.
Ea, Kingu'yu öldürdü, kan damarlarını parçalara ayırdı ve onun kanından
ilk insanları yaptı. Sonra Ea onlara, amaçlarının sadece tannlara
hizmet etmek olduğunu anlattı.


Tanrılar, böylece huzurlu bir hayat sürmek için özgür kalmışlardı. Ama
önce Marduk'u şereflendirmek ve ona kendilerini kurtardığı için
teşekkür etmek için, yeryüzündeki evleri olan Babil'i kurmak üzere iki
yıl boyunca çalıştılar. Tapınak tamamlanınca tanrılar duvarların
arasında toplanıp olayı kutladılar. Sonra Marduk'un kaderi için iyi
dileklerde bulunup onu övdüler.


"Marduk, tanrılar arasında en üstün olsun ve onları yönetsin" diye
bağırdılar. "Yarattığı insan ırkına çobanlık etsin. Onlar için ibadet
ayinleri oluştursun: Kurban edilecek yiyecekler, koklanacak tütsüler ve
hatmedilecek kutsal sözcükler. Bütün insanlar, günlerin sonu gelene dek
Marduk'u övmeyi ve ona saygı göstermeyi unutmasınlar. Tanrılarına
hizmet etsinler ve beslesinler, tapınaklarına kusursuz baksınlar.
Ülkelerini kalkın-dırsmlar, türbelerini inşa etsinler ve Ana Tanrıça'yı
hatırlasınlar."


Tanrılar, kutlamalarının sonunda, görkemli başarıları ve işlerinden
dolayı onurlandırmak için, ulu tanrı Marduk'un sahip olduğu 50 ad ve
niteliği ilan ettiler. Son olarak şöyle konuştular: "önder ve çoban,
Marduk'u sevindirsinler ki, ülkeleri verimli, kendileri zengin olsun.
Marduk'un emirleri sabittir, söylediklerini hiç bir tanrı değiştiremez.
Aklı çok, sevgisi engindir. Ama Marduk kızınca kimse gazabı önünde
duramaz. Marduk'un emirleri, Tiamat'ı yendiği ve sonsuza kadar sürecek
krallığı elde ettiği için hem üstümüzdeki göklerde hem de yeryüzünde
herşeyden üstün olsun."

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.yetkin-forum.com
 
babil
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
wWw.pAyLaŞıM11.cOm :: Kültür ve Sanat Dünyası :: Metafizik - Bilimkurgu - Mitoloji-
Buraya geçin: