wWw.pAyLaŞıM11.cOm

PAYLAŞ_PAYLAŞA_BİLİRSEN...
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kur'an Ontolojisî

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 24
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Kur'an Ontolojisî   Çarş. Haz. 04, 2008 8:41 am

KUR'AN ONTOLOJİSÎ

1°. Varlık ve Alem

Kur'an-ijCerîm'de en genel anlamıyla "var-olanlar’ ı yanı, mevcudat},
ifade etmek için kullantlan. kelime, ‘alem’ kelimesidir. Bu kelimenin
Kur'andaki kullanımına ilişkin olarak hemen ilk başta göze çarpan
önemli bir özelliği, asla tekil şekli olan "alem" şeklinde değil ve
fakat daima çoğul şekli olan "alemin şeklinde kullanılmış olmasıdır.

"Alemin" ibaresi Kur'an-L.Kenm'de oldukça_sjk-2İkredilen
kavramlardandır: Tam 73, kere.[1] Dikkati çeken taraf, "alem"
ibaresinin, 73 ayetin 43'ünde "rabbu'l-alemîn" şeklinde geçmekte
olmasıdır. Nitekim, a/enun kavramı, Kitab'm hemen başlangıcında,
Kur'an'ın özetiolarak itibar edilen ilk süre Fdtihd’nın[2]ikinci
ayetinde mevcut olup bir anlamda Mukaddes Kitab, 'besmele'den hemen
sonra gelen bu çok tanınmış olan ayetle, Allah'ın "alemlerin rabbi"
olduğu vurgulanarak açılmaktadır. Otuzikinci süre olan Secde'nin ikinci
ayetinde de Kur*an ile birlikte zikredilen bu kavram kullanılmakta ve,
"kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan Kur'an'm, 'alemlerin rabbi'nden
indirilmiş olduğu " bildirilmektedir.

Buradaki "Rab" kelimesi ["E'r-Rabbu"; ingilizce'de: Lord), "sahip,
mürebbi, terbiye eden, tedbir eden, nimet veren" anlamındadır.[3] Bu
ayetıntefsirini yapan Mehmed Vehbi, "alemîn" ibaresinin Allah'ın
dışındaki butün var-olanlar'ı, yani "bütün yaratılmış varlıklar"ı ifade
ettiğini; bu varlıkların da O'nun varlığı için bir 'alamet', bir
'kanıt' teşkil etmesi hasebiyle, işbu '"var-olanlar bütünlüğü"ne genel
bir nitelendirme olmak üzere "alemîn" dendiğini belirtmektedir:[4]

"Alemîn; Al/ahu Tedla'dan maada mevcudatın kdffesi Vücudu Bari'ye
alamet ve delil olduğu için alem denilmiştir. Şu halde Fahri Razı, Kazı
ve Medarik'in beyanları veçhile ecsam, cevahir, müfarik, kalîl, kesir,
küçük ve büyük cümle mahlükat alemde dahildir. Cenabı Hakk'ın terbiyesi
alemin her zerresinde görülmektedir./.... ./Alem, mevcudatın kaffesine
şamil olııp...."

Hamdi Yazır da, alem kavrammın, "Allahın masivası (Allah'ın gayrisi.
Onun dışında kalanların tamamı) olup, illiyet alakası •ile Allaha
delalet eden eşyanın mecmuu" manasını taşıdığım ve bu kelimenin kokunun
"işaret, kanıt, delil" anlamma gelen "alem"den türemiş

olup, "Allahın varlığı için delil" anlamına geldiğim belirtmektedir.[5]

Bu konuda bütün islam kaynaklannın müttefik olduğu söylenebilir. XVII. asır Türk

müfessiri Ayntabî Mehmed Efendi de keza şunları yazmaktadır:

"...Hak Tedla... bütün alemlerin mürebbisi, maliki, yaradanı, rabbil'
diemîn... "[6] Hamdi Yazır, baş-eseri olan büyük tefsîr, "Hak Dini
Kur'an Dılı"nin ilk cildinde bu konuyu bütün yönleriyle irdeleyerek,
"rabbi'l- alemîn" ibaresinin sadece "alemlerin rabbi"şeklinde
anlaşılamayacağını, zira "rabbi'l avalim" değil de "rabbi'l alemin"
ibaresinin kullanılmış olduğunu belirterek, netice itibariyle,
"...bunun meali, bütün alemîn'in ve bütün eczasımn (cüz'lerinin - D.H.)
ve alelhusus hepsine faik olan zevilukul (akıl sahibi - D.H.) alemlerin
yegane rabbi demektir" sonucuna varmaktadır. 7

Seyyid Kutub ise, tefsîri "Fî Zılali'l Kur'an"da aynı konuyu, ele
alırken, "rabbi'l alemîn" ibaresinin "islam mefküresinin temelini
teşkil ettiğini" ve bunun "her şeye şamil olan mutlak rablığın ifadesi
olduğunu " belirtir.8

2°. Kur'an'da "varlık" kavramının karakteristikleri



Kur'anda "varlık kavramı" hususunda şöyle hükümlere varabiliriz:

l: Kur'an, bütün gerçek var-oîanlar\\ önce ikiye taksim etmektedir: "AI|ah" ve, "Allah 'dan gayrısı

2: "Alemîn" kavramı ile ifade edilen şey, genel olarak Allah'ın
haricinde bulunan bilumum varlıklar, "Allahdan gayn" olan herşey, yani
onun dışındaki gerçek varlıklar dünyasıdır.

3: Bu, bir "ikillik" demektir; ancak, bu, daha önce sözü edilen türdeki
ikilliklere, yani bir dikotomik, bir dua/ist ya da bir diyalektik
ikillik bünyesine dahil edilemez. Diğer bütün ikillik tarzlannda
var-olanların herbirisı müstakil bir varlık ve kişilik sahibi oldukları
halde, Allah ile Alemlerin karşılıklı ilişkısınde böyle bir şeyden söz
edilemez. Zira, ileride de bir nebze

daha açarak göreceğimiz gibi bu, bir Allah-Yarafık, Hahk-Mahlük münasebetidir. Allah, tek

ve biricik zarurî varlık olup diğerlerlerinin tamamı, Rab'ları
(Lord'ları) olan Allah'ın eseridirler ve gerek varlık sahnesine
çıkabilmek ve gerekse de bir kere var kılındıktan (halk edildikten)
sonra, var-olmaya devam edebilmek için, 'var-lık'larını muhafaza
edebilmek için, sürekli olarak O'nun^ müdahalesine ve kendilerini
mütemadiyen, yeniden_ve yeniden yaratmasına muhtaçdırlar Yani, bütün
alemler, hiçbir surette Allah'a 'ortak' [şerîk] olmadıkları gibi,
var*olmak hususunda da ortak değillerdir; onlar, yani alemler,
var-olmaktadırlar; ancak, var-olmak bakımından Allah ile ortak
oldukları hiçbir şeye malik değildirler. Her ne kadar onlar da "var"
olan birşeyler, birer "var-olan", birer "gerçek varlık", yani "kendinde
varlık" iseler de var*olmak keyfiyetindeki kategorik farklılıklarından
dolayı, hakikat halde Allah ile ortak değillerdir.

Allah, zarürî varlıktır alemler jse mümkün varlık. Allah, zarurî olarak
var-olan bir varlık'tır; var-olmazlık edemez. Kur'an'm ifadesiyle, "O,
hem ğayb alemini ve hem de şehadet alemini bilen, en büyük ve
transandantal (müteal) varlıktır". 9 Halbuki alemler'in var-olması
zarurî değildir; onlann tamamı birden, var-olmayabilecek olan, sun' ile
kılınmış, sun'î varlıklardır. Yanı, Allah'ın var-lık'ı kendi zatmdan
neş'et etmekle "kendinde ve kendinden varlık" olmasına karşılık, O'nun
dışındaki bütün var-olanlar'ın evrensel cümlesi demek olan alemler ise,
var-lık'ları kendileri haricindeki bir başka varlık'dan (:Allah'dan)
kaynaklanmalan hasebiyle sadece "kendinde varlıklar" olmaktadırlar.
Yine Kur'an'ın ifadesiyle, "Allah, alemlerden müstağnidir."10 Ancak
alemlerin tamamı, bila noksan, her hususta O'na muhtaçtır.

4: Bir yanda Allah ve diğer yanda Alemler olmak üzere ikiye bölünen bu
varlık sisteminin ilahî tarafı, Allah, hep sıkı ve rijid bir tam
mükemmellik olgunluk, bölünmezlik, tekillik, ve vahdet alanıdır, îslam
inancının bütün emeli, çıkış noktası, tam yetkin, mükemmel ve vahid
("bir") olan Allah itikadıdır. Ahmed Hamdi Akseki, bu konuda "Tevhîd ve
tenzih:

islam itikadının ilk temeli tevhiddir, Allah Teala'nın birliğine ve
O'ndan başka mabııd olmadigına inanmaktır. Müslümanlık buradan başlar"
11 demektedir. Buna karşılık, varlık sisteminin diğer kısmı olan
alemler ise buna tamamen zıt olarak, sıkı ve rijid bir bölünürlük,
çoğulluk, kesret alanı12 olup, bunun yanında, kendi referans
çerçevesinde olgun ve mükemmel ve fakat Allah'a nazaran ise olgunsuzluk
sahibidir. Burada kullanmış olduğumuz olgunsuzluk ibaresi,
"düzensizlik, zaafiyet, yetersizlik" şeklinde algılanmamalıdır, İleride
kozmos bahsinde de göreceğimiz gibi bütün mahlükatın halikı Allah'tır
ve Allah'ın da yaratmasında kusur olabilemez. Binaenaleyh, Allah'ın
bütün yarattıkları (gerek ğayb alemi ve gerekse de şehadet alemi)
kusursuz ve olgundur. Buradaki anlamıyla olgunsuzluk, "ilahî nitelikler
taşımamak" anlamındadır. "Tam yetkin ve tam olgun" olmak, ancak "ilah"
olmakla mümkündür. Halbuki ilah kavramının teşahhus etmiş tek real
temsilcisi Allah'dır; zira böylesi bir kavram illa ki ve muhakkak,
sadece ve yalnız "bir" sayışı ile temsil edilebilir.





5: "Alemler" kavramı ile ifade edilen gerçek varlıklar cümlesini de
kendi içinde iki kısma taksim edebiliriz; "Fizik Alem (Alem-i Şuhüd)"
ve "Meta-Fizik Alem". Meta-fızik Alem, aynı zamanda Alem-i gayb ve/veya
Alem-i Emr olarak da anılmaktadır. Haşr Süresi'nin, tasaca
hııvellahıı'llezî şeklinde tanınan meşhur son üç ayetinin birincisinde
(sürenin 22 numaralı ayeti), Allah kendisini "alimu'l-ğaybi
wetş-şehadeti" [ hem şehadet aleminin ve hem de ğayb aleminin bilicisi
] olarak tarif ve tavsif etmektedir ki bu da, varlık sistemindeki
buayrım için bir kanıttır. Yine meta-fizik alem için kullanılan bir
başka ifade de "Emr Dünyası" olup, bu husus, îsra süresinin 85nci
ayetinde şu şekilde ifade edilmektedir: ''Sana,rub'dan soru sorarlar;
de ki, ruh, rabbimin emir alemi'ndendır ve size onun bilgisinden, çok
az bir şeyden başkası verilmemiştir". Bu ayet ruhun_bılgısi''nin
'kazanılan' değil ancak 'verilen' bir bilgi olduğunu ve onun hakkında
çok sınırlı malumat verilmiş olduğunu ifade etmekte ve bunu da; rulfün
yapısal olarak duyumlar ile bilinebilen alem-i şuhud'dan farklı bir
aleme mensup, yani, bu kozmik varlık ile temelden farklı bir öze sahip
olmasına_bağlamaktadır.

6: Fiziik Alem, ya da nam-ı diğer Kozmik Varlık, duyularla insana
verilen "duyulur alem", "alem-i şuhüd" olup, bir "algı objesi'dir.

7: Meta-Fizik Alem ise, Kur'anda genellikle "Gayb" olarak
anılan_duyularla algılanamayan bir varlık düzenidir; duyumlanamaz ve
fakat aklen ma'kuld.ür.

3°. Meta - Fizik Alem'in temel karakteristikleri

Şu hale göre, meta-fizik alemin karakteristik temel hassalarını şöyle belirleyebiliriz:

a: Duyumlanamaz bir varlэk alanэdэr.

b: O halde onun_bijgisi, ancak özel bir bilgi kaynağı olan ve îsîamî
terminolojide "haber-i sahih " olarak nitelendirilen ilahî kökenli bir
mesaj, yani "vahiy" ile mümkündür. Bu da, vahy'in zaruretine bir delil
olarak kabul edilebilir.,Vahyile bildirilmesi sebebiyle de duyumlara
değil inanç alanına hitap eden, ve varlığına inanılan ya da inanılmayan
bir "îman

objesi" olur; Bu husus, ikinci süre olan Bakara'nın hemen ilk
sayfasında 3 numaralı ayette vurgulanarak belirtilmektedir: "Ellezîne
yu'minüne bi'1-ğayb..." [Onlar ki ğayb'a inanırlar...].

c: Ancak, meta-fizik alem, akıl ile bilinmesi mümkün, yani "ma'kul" olan bir varlık

alanıdır. Kur'an'da bu husus da çok sıkça vurgulanmakta ve sık-sık bu
konuya atıfta bulunularak bu gerçeği akıl ile kabul etmeyenler hakkında
"efelaya'kilün.." ("akıl etmezler mi"...), "efela yetezekkerün... "
("düşünmezler mi..'') denmektedir. Yalnız burada, şu husulara dikkat
edilmesi gerekmektedir:

l*. Akıl, meta-fizik alemin mahiyeti'ni değil, ancak varlığı'nı
kavrayabilmeye muktedirdir. Bu hususta Taha Süresi'nin 110 numaralı
ayetinde "insanlar ilimleriyle ahıreti ihata edemezler" denmektedir,

2* Akıl ile bilmek ile îman ile bilmek arasında bir içerik farklılığı
vardır. Akıl ile bilmek bir "kaal bilgisidir; bilen obje ile bilinen
süje arasında bir tür "mekaniksel bir rabıta" demektir. Halbuki iman
ile bilmek bir "hal bilgisi"dir; bilen obje ile bilinen süje arasında
bir tür "organik rabıta" kurmak demektir. Kaal bilgjsL"sadece bilmek",
hal.bilgisi ise esas olarak 'yaşamak anlamımdadır.''. İslam doktrini
açısından, aklen bilmeye muktedir olduklan, bildiklerihalde îman
etmeyen kişilerin bilgileri kabule şayan sayılmamakta ve böylelenjçin
"summıın hükmün umyunfehum Ia yerciün" diye hitap edilmektedir.13

3*. Meta-fızik alemin tam ve ekmel bilgisi de diğer tüm bilgi
alanlannda olduğu gibi, sadece ve yalnız Allah'a aittir, Allah'ın
tekelindedir: Nitekim Allah'ın, "... göklerin ve yerin ğaybiarını ben
bilirim. "14 demekte olması bunu göstermektedir.

d: Meta-fizik alem'in bünyesel olarak tekil ya da çoğul, yani bir tek
adet veya birden fazla olup-olmadığı konuşu açık olarak
belirtilmemiştir.

8: "Alemîn" kavramı ile ifade edilen varlık türleri içerisine, "sosyal
varlık alanı" da dahil edilebilir. Bazı ayetlerde bu ibare, insan
topluluklarım, yani toplumları ifade etmek üzere kullanılmıştır. Mesela
Ankebüt süresinin 10 ve 28 numaralı ayetlerinde [XXIX/10], A'raf
Süresi'nin 80 numaralı ayetinde [VII/80], "alemîn"in kullanılışı
böyledir.

9: însan-benzeri, yani akıl ve irade sahibi olan bazı yaratıklar da bu
kavramla ifade edilmiştir. Enbiya süresinin 107 nolu ayetinde [XXI/17],
Peygamber'e hitap edilerek, onun, "alemlere rahmet olmak üzere
gönderildiği" belirtilmektedir. ["We ma erselnake illa rahmeten
li'l-alemîn": "Seni alemlere rahmet olmaktan başka bir şey için
göndermedik"]. Bu yaratıklardan Kur'anda zikredilmiş olanlar sadece
"Cinler"dir; başkalarının bulunup-bulunmadığı hakkında birşey
söylenemez.. Müteaddit ayetlerde cinlerin yaradılışı da insanlarınki
ile bir arada zikredilmektedir. Rahman süresinin 14 ve_J5 numaralı
ayetlerinde insan nesli ile cin neslinin yaradılışı ardı-ardına
anlatılmaktadır15 Yine başka bir sürede de cinlere peygamber tarafindan
Kur'an okunması ve bu cin grubunun daha sonra kendi kavmine giderek
irşad ve telkinde bulunması anlatılmaktadır ki burada dikkat çeken bir
nokta, peygamberin cinler ile, insanlarla olduğu gibi direkt bir temas
kurup irşadda bulunduğu değil de cinlerin ondan Kur'an dinlediklerinin
belirtilmiş olması ve bir de, Kur'an'ı dinleyen cinlerin onun hakkında
"biz bir kitap dinledik ki Musa'dan sonra indirilmiş olııp önündekileri
tasdik ediyor" demek suretiyle daha önceki peygamberlere ile de temas
halinde olmuş olduklarının, yani cin neslinin insan nesli ile bir
şekilde temas ve ilişki içerisinde bulunduğunun anlatılmış olmasıdır.




alıntı

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.yetkin-forum.com
 
Kur'an Ontolojisî
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
wWw.pAyLaŞıM11.cOm :: Kültür ve Sanat Dünyası :: Metafizik - Bilimkurgu - Mitoloji-
Buraya geçin: