wWw.pAyLaŞıM11.cOm

PAYLAŞ_PAYLAŞA_BİLİRSEN...
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Savulun! Recep İvedik Nesli Geliyor!

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
nirvana
uzman onbaşı
uzman onbaşı
avatar

Mesaj Sayısı : 41
PAYLAŞIM :
45 / 10045 / 100

REP\'İM :
213 / 100213 / 100

PUAN\'IM :
23 / 10023 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Savulun! Recep İvedik Nesli Geliyor!   Çarş. Haz. 04, 2008 5:13 am

Savulun! Recep İvedik Nesli Geliyor!
Murat Çiftkaya

Bu
nesil başka nesil! En çok sevdiği şeyler kahkaha, imaj ve para.
Ota-bota gülmek, üzerinde markalarla görünmek ve kısa yoldan köşeyi dönmek!



Aman, hayat nedir, hayatın anlamı nerededir, insanın bu kâinattaki yeri nedir vs. gibi ciddi sorular sormayın onlara. Çünkü, onlar için hayat nihayetinde “koca bir eğlence merkezi!” Hayatın anlamı, “gülmek, eğlenmek ve (güya) mutlu olmak.”


Ciddiyet
ve düşünme gerektiren şeylerden fersah fersah kaçan bir nesil, Recep
İvedik nesli. Emek, gayret, çaba ve alınteri de onların uzağında
.
En çok sevdikleri şey, cep telefonları, bilgisayarları ve bir de
oyunları. Yaşları nedir diye sorarsanız, alt ve üst sınır da
alabildiğine geniş. 5-6 Yaşından 40 küsur yaşına kadar uzanabiliyor.



İzlenme rekoru kıran mâlûm filmden kâm alanlara, bu filmi “accaaayip
komik” bulanlara, “gülmekten yarıldık!” diyenlere bakın. İşte o zaman,
Recep İvedik neslinin üyelerini kolayca tanıyabilirsiniz.
En çok büyük şehirlerde yaşarlar, ama küçük şehirlere de yayılma potansiyelleri son derece yüksek.



Bu neslin simgesi ise aslında hayalî Recep İvedik karakteri değil, Acun.
Vakt-i zamanında, üniversite gençleri arasında yapılan bir araştırmada,
gençlerin örnek aldığı kişiler sorulmuştu da, büyük çoğunluk aynı ismi
söylemişti: Acun!



Bir kere, Acun kısa yoldan, bir TV programıyla şöhret olabilmişti.
Sonra, iyi para kazanıyordu. Dünyanın dört bir yanını gezebiliyordu.
Dahası, en azından o sıralar, işi-gücü plajlarda gezip güzel kızlarla
yarenlik etmekti. Ve gençler koro halinde bağırmıştı sanki: “Biz de
Acun gibi olmak istiyoruz!”



Anlayacağınız, İvedik nesli de firar etmek istiyor: sorumluluklarından,
emekten, kanaatle yaşamaktan, aklından ve hatta kalbinden, hasılı
hayatın gerçeklerinden firar etmek istiyor.
Acun’un
hangi zor şartları yaşadıktan, dişiyle-tırnağıyla çabaladıktan sonra,
özendikleri o konuma geldiğini ve sonra firar etmekten vazgeçtiğini
görmek istemiyorlar.
Hadi, bir anketi daha zikredelim. Hani bir süre önce üniversite
gençliği arasında yapılan bir ankette sormuşlardı: aşk mı, para mı?
Ankete katılanların yüzde yüze yakını (% 90′dan fazlası) “Aşk senin
olsun, bana para gerek para!” dememiş miydi? O günlerden sonra, kız
öğrencilerime hayattaki ideallerini sorduğumda, “Okulumu bitirmek,
sonra da zengin bir koca bulup evlenmek!” cevabını alınca şaşırmıyorum.



Bir de, çok daha yeni bir araştırmadan ilginç bilgiler ister misiniz? İstanbul’da yaşayan gençlere sormuşlar: “Hayatta
kaybetmekten en çok korktuğunuz şey nedir?” El-cevap: “Cep telefonumu!”
(% 90). Hayır, komedi filminden bir sahne değil bu cevap, İvedik
neslinin ete-kemiğe bürünmüş, ağlanası halde hayatımızda arz-ı endam
etmesi sadece. Kaybetmekten en çok korktukları ikinci şey,
bilgisayarları (% 68)!
Peki ya sevdikleri, aileleri? Elbette
onları da kaybetmekten korkuyorlar, canım! Ama üçüncü sırada (%53).
Sosyologların ve sosyal mühendislerin kulağı çınlasın!



Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama sanırım tablo çok iç açıcı değil. Ne
hayatın, ne ölümün, ne sonsuz hayatın hesaba katıldığı, ahlâkî
endişelerin çok gerilerde kaldığı tuhaf bir gençlik geliyor, ve hatta
gelmiş durumda, kısacası. Oysa…



***



Kalabalıklarda kakara-kikiri yaşayıp kuytu yalnızlıklarda ağlayan, ölüm
gerçeğini yakınında hissedip sevdiklerinin ölümüyle parça parça
eksilen, keyif ve zevk peşinde koşarken hayatın görünüşte tatlı ama
aslında acı yüzünü yalayıp ağzı yanan ve üstelik doyamayan yine aynı:
İvedik neslinin üyeleri….



Gençlik
kesinlikle elde durmayan, gelip gidecek birşey. Yaşlılık ve ölüm de
bizim için. Hayat olanca hoyratlığıyla meydan okuyor, ölüm bütün
sertliğiyle bir duvar gibi toslamamızı bekliyor. Mezar ağzını açmış
bize bakıyor…


Eğer meşru sınırlar içinde kalmazsak, hayatı ciddiye almazsak
gençliğimizi kaybettiğimiz gibi, o gençlik hem dünyada, hem mezarda,
hem de öteki dünyada elemler ve sıkıntı kaynağı olmaya aday bizim için.



Nimet şükür istiyor. Gençlik nimetinin şükrü de, onu, artık çoktan
unutturulan iffet ve namus ölçüleriyle yaşayabilmek ve sonsuz gençliğe
vesile eyleyebilmek. Yaratılmışlığımızı, Yaratıcımızı, sonsuz hayatı
unutarak sırf zahirî heveslerle yaşamaya çalışmak nafile bir çaba.
Zira, hiçbir şey düşünmeden ân’ı yaşayabilmek sadece hayvanlara özgü.



Biz insanız! Ân’ımızı hem geçmişimizle hem de geleceğimizle birlikte
yaşıyoruz. Bizi insan kılan akıl ve fikrimiz bizi geçmiş ve gelecekle
bağlıyor. Geçmişin lezzetleri yokluklarıyla bugünümüze elemler taşıyor;
geleceğe ilişkin korkularımız ve endişelerimiz şu ân’ımızın keyfini
paramparça edebiliyor. Hiç düşünmeden yaşamayı ne kadar istersek
isteyelim; böyle bir şey mümkün değil!



Başka
hiçbir şeyi “kafaya takmadan” sadece bugünü yaşama iddiası, dışı tatlı
içi acı mı acı bir aldatmaca. Zehirli bir bal. Dildeki lezzeti
arttırmak için o baldan yenen her kaşık, nasıl karın ağrılarıyla
kıvrandırıyorsa; kendimizi hazır ân’da, bugünde saklamaya çalıştıkça,
geçmişin hüzünleri, elimizden kayıp giden sevdiklerimiz, geleceğin
kaygıları ruhumuzu kat kat büyük acılarla kıvrandırıyor. Elimizde ne
zevk, ne keyif ne de kahkahalar kalıyor.




Hayattan firar edemiyoruz, ölümden kaçamıyoruz, kendimizden ve temel acılarımızdan saklanamıyoruz. Hayvan gibi de yaşayamıyoruz.



İvedikler, bir serçe kuşu kadar bile lezzet alamaz hayattan. Çünkü,
inanmadığı ya da inancını hayatına yansıtmamaya inat ettiği için bütün
geçmiş zamanlar, gözünde ölmüş, yok olmuş haldedir. Aklı geçmişten ve
gelecekten zifiri karanlıklar taşıyabilir dünyasına ancak. Yokluk
düşüncesi sonsuz ayrılıkları haber verir. Sonsuz ayrılıklar sonsuzca
daha bu dünyadayken yakar kavurur gönülleri ve ruhları.



Hayatı hayatlandırabilmek; geçmişi, geleceği ve bugünü aydınlatabilmek
ancak Yaratıcı’yla bağ kurabilmekle mümkün. Gerçek zevk de bu bağ
sayesinde; mutluluklar da, kavuşmalar da.



Hayatın lezzetini ve zevkini isteyenlerin önünde, hayatını ve
gençliğini (yeniden) inanarak hayatlandırmaktan ve aydınlatmaktan başka
yol yoktur.



Çünkü, hayat böyledir!
İvediklerin zannettiği gibi değil
Murat Çiftkaya
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 24
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Geri: Savulun! Recep İvedik Nesli Geliyor!   Çarş. Haz. 04, 2008 5:23 am

hahahahah çok güzel bir konu

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.yetkin-forum.com
 
Savulun! Recep İvedik Nesli Geliyor!
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
wWw.pAyLaŞıM11.cOm :: Kültür ve Sanat Dünyası :: Beyin Fırtınası-
Buraya geçin: